Dinlenmek Yüksek Tansiyona İyi Gelir Mi? Toplumsal Cinsiyet ve Sosyal Adalet Perspektifinden Bir Bakış
Son zamanlarda, bir sabah işe giderken, toplu taşıma aracında gördüğüm bir sahne beni derinden etkiledi. Yanımda, ellerinde taze bir kahve tutan bir adam, telefonuyla iş e-postalarını kontrol ederken, karşısındaki kadın ise yorgun bir şekilde gözlerini kapatmıştı. Hızlıca göz göze geldik, ama hemen ardından kadın derin bir nefes aldı ve biraz rahatlamaya çalıştı. O an düşündüm: “Dinlenmek yüksek tansiyona iyi gelir mi?” Bu basit soruyu bir türlü kafamdan atamadım, çünkü o kadının yorgunluğu, her şeyin ötesinde toplumsal dinamiklerin bir yansımasıydı. Dinlenmek, fiziksel sağlığımız için ne kadar önemli olsa da, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi faktörler bu ihtiyacın nasıl karşılandığını şekillendiriyor. Peki, gerçekten herkes için dinlenmek aynı şekilde yüksek tansiyona iyi gelir mi?
Dinlenme Hakkı: Kim İçin Erişilebilir, Kim İçin Değil?
Günümüzde dinlenmek, yalnızca kişisel bir tercih olmanın ötesine geçmiş durumda. Artık toplumsal cinsiyet, sınıf, etnik köken gibi faktörler, bir kişinin dinlenme hakkına erişimini belirleyen kritik faktörler arasında yer alıyor. Kadınların iş gücüne katılımı arttıkça, ev içindeki yükler hala büyük ölçüde onlara ait. İstanbul’un yoğun trafiği, evdeki bakım işleri ve iş hayatındaki stres, kadınların yorgunluk seviyelerini ciddi şekilde artırıyor. Birçok kadın, “dinlenmek” için zaman ayıramıyor çünkü sürekli olarak toplumsal beklentilere göre hareket etmek zorunda hissediyor. Bu durum, yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarının artmasına neden oluyor.
O kadar çok kadın tanıyorum ki, çalışırken aynı zamanda ev işlerini, çocuk bakımını ve aile içi sorumlulukları üstlenmek zorunda kalıyor. Yorgunluktan bitkin halde evlerine dönerken, bazen başlarını yaslayıp sadece birkaç dakika dinlenmek bile onlar için bir lüks oluyor. Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadınların dinlenme ihtiyacını neredeyse suçlu bir lüks gibi hissetmelerine yol açabiliyor.
İçimdeki insan tarafı buna nasıl bakıyor? “Buna nasıl bir çözüm bulunur? Dinlenme, bir hak değil de, kadına ait bir lüks gibi algılanıyorsa, o zaman toplumun yapısı burada bir problem yaratıyor demektir.” Bu sorular kafamı kurcalarken, toplumdaki bu eşitsizliği görmemek mümkün değil.
Çeşitlilik ve Dinlenme Hakkı
Diğer yandan, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar için de dinlenmek farklı anlamlar taşıyor. Özellikle düşük gelirli mahallelerde yaşayan bireyler, hem ekonomik baskılar hem de toplumsal ayrımcılıkla mücadele ederken, fiziksel ve zihinsel sağlıklarına ayıracak zaman bulmakta zorluk çekiyorlar. İstanbul’un kenar mahallelerinde, özellikle göçmen işçilerinin yaşadığı bölgelerde, ekonomik belirsizlik ve düşük ücretler nedeniyle, dinlenmek bir “lüks” olabiliyor. Uzun çalışma saatleri ve düşük ücretlerle geçinmeye çalışan bu insanlar, sağlık sorunları konusunda daha az bilgiye sahip olabiliyorlar. Dinlenmeye, bir süreliğine rahatlamaya yönelik bir kültürel farkındalık ya da zamanları olmayabiliyor.
Bir gün, otobüsle işten dönerken, yanımda çalışan bir temizlik işçisiyle sohbet ettim. O, işyerinde fazla mesaiye kaldığı için, dinlenmeye zaman ayıramadığını söylüyordu. “Geceleri bile çalıştım,” dedi, “Ama sabah erken kalkıp, yine işe gitmek zorundayım.” İşte bu noktada, dinlenmek yüksek tansiyona iyi gelir mi sorusunu çeşitlilik perspektifinden bir kez daha sorgulamak gerekiyor. Ekonomik olarak daha zor şartlarda yaşayan, farklı etnik kökenlerden gelen insanlar için dinlenmek, ne yazık ki her zaman erişilebilir bir hak olmuyor.
Sosyal Adalet ve Dinlenme: Eşit Erişim Mi?
Peki, bu durumu sosyal adalet açısından nasıl değerlendirebiliriz? Dinlenmek, insan hakları arasında mı yer almalı, yoksa bir ayrıcalık mı olmalı? Eğer herkes için eşit bir dinlenme hakkı sunulursa, yüksek tansiyon ve diğer sağlık sorunları azalabilir. Ancak toplumsal yapılar, bu hakkın herkese eşit şekilde dağıtılmasını engelliyor. Yani, sadece dinlenme hakkı değil, aynı zamanda bu hakkın erişilebilirliği, sosyal adaletin bir parçası olmalı.
Bir arkadaşım, uzun yıllar yurt dışı işlerinde çalıştıktan sonra Türkiye’ye dönüp, burada yaşamanın zorluklarını anlatmıştı. “Burada dinlenmek gerçekten zor,” demişti. “İstanbul’da, evet, dinlenebilmek için her zaman bir fırsat bulamıyorsunuz. Ama dışarıda, daha sakin yerlerde insanlar gerçekten dinlenebiliyor. Bu da toplumun sosyal adalet anlayışıyla ilgili bence.” Gerçekten de, dışarıda uzun bir yürüyüş yapmak, sadece fiziksel sağlığı değil, ruhsal sağlığı da dengeleyebiliyor. Ama bu sadece bazı insanlar için erişilebilir bir seçenek.
Sonuç: Dinlenmek Yüksek Tansiyona İyi Gelir, Ama Erişim Farklı
Sonuç olarak, dinlenmek yüksek tansiyona iyi gelir. Ancak bu basit öneri, sadece fiziksel sağlığı ilgilendiren bir çözüm değil; toplumsal yapılar, sosyal adalet ve eşitlik perspektifinden de büyük bir öneme sahip. Dinlenmeye erişim, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi faktörlerle şekillenir. Eğer toplumun her bireyi, cinsiyetine, ekonomik durumuna veya etnik kökenine bakılmaksızın eşit şekilde dinlenmeye zaman ayırabiliyorsa, o zaman gerçekten yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarına karşı mücadele etmek daha anlamlı hale gelir. Bu noktada, sadece bireysel değil, toplumsal olarak bir çözüm aramak gerektiğini unutmamak lazım.